Hatay Escort: Ölümlü Aşkın Gölgesinde

Hatay Escort: Ölümlü Aşkın Gölgesinde

10

Hatay’ın akşamları başka türlü olurdu. Asi Nehri’nin üzerinden yükselen serinlik, eski taş binaların arasından süzülür; Antakya’nın dar sokaklarında geçmişten kalmış bir hikâyenin fısıltısı gibi dolaşırdı. Şehir, ne kadar değişirse değişsin, bazı insanların kalbinde hep aynı kalırdı.

Mert de Hatay’ı böyle seviyordu.

Çocukluğundan beri bu şehrin sokaklarında yürümüş, eski evlerin gölgelerinde büyümüş, yağmur yağdığında taş kaldırımlardan yükselen kokuyu hiçbir yerde bulamayacağını öğrenmişti. Hayatı boyunca çok şey kaybetmişti ama Hatay'dan vazgeçmemişti.

Bir gece, hayatının yönünü değiştirecek kadınla tanıştı.

İnternette karşısına çıkan bir ilan, başlığında Hatay escort ifadesini taşıyordu. Mert'in dikkatini çeken şey ilanın kendisi değil, altında yazan birkaç cümleydi:

“Bazı insanlar hayatımıza kalmak için değil, bize sevmeyi öğretmek için girer.”

Bu cümleyi yazan kişinin adı Derya'ydı.

Mert önce bunun sıradan bir internet ilanı olduğunu düşündü. Fakat Derya ile konuşmaya başladığında karşısındaki insanın ilanlardan, etiketlerden ve başlıklardan çok daha fazlası olduğunu fark etti.

Derya, insanların onu ilk bakışta gördüğü kişi değildi.

Geceleri konuşmayı seviyordu. Hayattan, kaybolmuş insanlardan, eski şarkılardan ve çocukluk anılarından bahsediyordu. Bir keresinde Mert'e, “İnsan bazen birine âşık olduğunda aslında onunla değil, onun yanında kendisinin kim olduğuyla bağ kurar,” demişti.

Mert bu sözün anlamını o gece anlayamamıştı.

Aylar sonra anlayacaktı.

İlk kez buluştuklarında yağmur yağıyordu. Derya, Antakya'nın eski sokaklarından birinde küçük bir kafede oturuyordu. Mert kapıdan içeri girdiğinde göz göze geldiler.

Derya gülümsedi.

Mert'in yıllar sonra bile unutamadığı bir gülümsemeydi bu.

O gün saatlerce konuştular.

Gece olduğunda Mert, Derya'yı evine bırakmak istedi. Derya kabul etti. Yolda ikisi de fazla konuşmadı. Çünkü bazı karşılaşmalarda kelimeler gereksizleşir. İnsan, karşısındaki kişinin hayatında uzun süre kalacağını henüz bilmese bile kalbinin bunu çoktan fark ettiğini hisseder.

Sonraki haftalarda sık sık görüşmeye başladılar.

Derya'nın geçmişi ağırdı. Mert bunu zamanla öğrendi. Hayat onu erken yaşta büyütmüş, sevdiği insanlardan bazılarını kaybetmesine neden olmuştu. Bu yüzden kimseye kolay güvenmiyordu.

Mert ise onun yaralarını iyileştirebileceğine inanıyordu.

Fakat aşk bazen iyileştirmek değildir.

Bazen yalnızca bir insanın acısını paylaşmaktır.

Derya bir akşam Mert'e:

“Benden korkmuyor musun?” diye sordu.

“Neden korkayım?”

“Çünkü ben mutlu sonlara inanmıyorum.”

Mert güldü.

“Ben de inanmıyorum.”

“Öyleyse neye inanıyorsun?”

Mert biraz düşündü.

“Sana.”

Derya'nın gözleri doldu.

O gece ikisi de farkında olmadan birbirlerine hayatlarının en büyük sözünü vermişlerdi.

Zaman geçti.

Hatay'ın sokaklarında beraber yürüdüler. Yağmur altında aynı şemsiyenin altında saatlerce kaldılar. Bazen hiçbir şey yapmadan bir bankta oturdular. Mert, Derya'nın sevdiği kahveyi ezberledi. Derya ise Mert'in sustuğunda ne anlatmak istediğini anlamayı öğrendi.

Aşkları gösterişli değildi.

Sessizdi.

Derindi.

Ve tam da bu yüzden gerçekti.

Fakat Derya'nın sakladığı bir sır vardı.

Bir gece Mert'e her şeyi anlattı.

Hayatının çok uzun sürmeyeceğini biliyordu.

Doktorlar ona kesin bir zaman vermemişti. Hastalığı ilerliyordu ve Derya bunu uzun zamandır tek başına taşıyordu.

Mert'in dünyası o anda sessizleşti.

“Bana neden söylemedin?”

“Çünkü beni seversen, bir gün kaybetmek zorunda kalacağını bilmeni istemedim.”

“Ben zaten seni seviyorum.”

Derya başını eğdi.

“İşte bundan korkuyordum.”

Mert onun ellerini tuttu.

“Ölümden korkmuyorum.”

“Ben korkuyorum.”

“Ben de.”

“Öyleyse?”

Mert gözlerinin içine baktı.

“Öyleyse kalan zamanımızı korkarak geçirmeyelim.”

Bundan sonra hayatları değişti.

Günlerin değerini daha iyi anlamaya başladılar.

Birlikte gün doğumlarını izlediler. Hatay'ın eski sokaklarında kayboldular. Birbirlerine çocukluklarını anlattılar. Gelecekten bahsettiler, fakat ikisi de geleceğin ne kadar kısa olabileceğini biliyordu.

Derya bir gün Mert'e küçük bir defter verdi.

“Bunu sakla.”

“İçinde ne var?”

“Benden sonra okuyacaksın.”

Mert defteri açmak istedi.

Derya izin vermedi.

“Henüz değil.”

“Ne zaman?”

“Beni gerçekten özlediğin zaman.”

Mert o an bunun bir veda hediyesi olduğunu anlamıştı.

Aylar sonra Derya'nın durumu ağırlaştı.

Mert hastane odasında onun yanında oturuyordu. Dışarıda yağmur vardı. Şehrin ışıkları camdan içeri vuruyordu.

Derya güçlükle konuştu:

“Hatay'ı seviyor musun?”

“Sen seviyorsan seviyorum.”

“Ben burada doğmadım.”

“Biliyorum.”

“Ama burada öldüğümde, beni buraya ait sayarlar mı?”

Mert'in gözlerinden yaşlar süzüldü.

“Sen benim olduğun her yere aitsin.”

Derya gülümsedi.

Sonra gözlerini kapattı.

Mert elini bırakmadı.

Sabaha karşı odadaki sessizlik değişti.

Derya artık konuşmuyordu.

Mert onun elini iki eliyle tuttu ve ilk tanıştıkları gün söylediği gülümsemeyi hatırladı.

İnsan sevdiğini kaybettiğinde dünyanın sonunun gelmediğini o gün öğrendi.

Dünya devam ediyordu.

Sokaklar yine kalabalıktı.

Yağmur yine yağıyordu.

Kafeler yine açıktı.

İnsanlar yine gülüyordu.

Ama Mert için zaman durmuştu.

Aylar sonra Derya'nın defterini açtı.

İlk sayfada tek bir cümle vardı:

“Eğer bunu okuyorsan, demek ki artık yanımda değilsin.”

Mert devam etti.

“Benden sonra beni unutmanı istemiyorum. Ama hayatını da benim yokluğuma hapsetmeni istemiyorum. Çünkü ben seni yaşarken sevdim; sen de beni yaşarken sev. Ölüm, sevgimizin sonu olmasın.”

Son sayfada ise daha kısa bir cümle vardı:

“Bir gün yeniden âşık olursan, beni unutmuş olmayacaksın. Çünkü gerçek aşk, bir insanın hayatını bitirmez; ona hayatın değerini öğretir.”

Mert defteri kapattı.

Pencereden Hatay'a baktı.

Şehir hâlâ aynı şehir değildi.

Ama onun içinde Derya'nın sesi hâlâ yaşıyordu.

O günden sonra Mert, insanların birbirini isimlerle, mesleklerle, ilanlarla veya internet üzerindeki birkaç kelimeyle tanımlamasına inanmadı.

Çünkü Derya'nın hikâyesi ona tek bir şey öğretmişti:

Bir insanın hayatına hangi kelimeyle girdiğiniz önemli değildi.

Önemli olan, onun kalbinden hangi hikâyeyle çıktığınızdı.

Ve Mert, yıllar geçse de Derya'yı unutmadı.

Her yağmur yağdığında aynı sokağa gitti.

Bir bankta oturdu.

Gözlerini kapattı.

Ve onu ilk gördüğü günü hatırladı.

Hatay gecelerinde şehir yeniden sessizleşirken Mert bazen Derya'nın sesini duyduğunu sanıyordu.

Belki gerçekten duyuyordu.

Belki de aşkın bazı biçimleri ölümden sonra bile insanın içinde yaşamaya devam ediyordu.

Çünkü bazı aşklar mutlu sonla bitmez.

Bazıları sonsuza kadar sürmez.

Bazıları iki insanın aynı hayatı paylaşmasına bile yetmez.

Ama bazı aşklar, insanın kalbinde öyle derin bir iz bırakır ki, ölüm bile o izin üzerinden geçemez.

Derya gitmişti.

Ama aşkı kalmıştı.

Ve Mert, hayatının geri kalanında bunu taşıdı:

Bazı insanlar hayatımıza kalmak için değil, ölümlü olduğumuzu unuttuğumuz bir anda gerçekten yaşamayı öğretmek için girer. "Daha Fazla Makale için Hatay Escort Katagorisine göz atın...

Yorumlar

1
  1. Hakan
    Sitenizi çok beğendim gayet güvenilir bi site gittim ve koyduğum paranın karşılığını fazlasıyla aldım çok memnunum oldum herkese tavsiye ederim

Yorum yaz

Yayınlanmadan önce incelenir.

Güvenlik kodu
Güvenlik kodu